...MorŞiir...

5.3.2006 - Bibirosalı Uçmak


 
 

Gülümsemelerin bir nedeni olmalı
Yaşamdan da öte illaki
Tadı hani, tuzu deriz ya
İşte öylesine bir rüzgardır avuntularım
İçimden geçenlerin başka bir yansıması gibi
Pozitif görünür suretlerinde insanların
Negatifler gömülür yüreklerine
Gülümseme, yaşam, gerçek ve özgür
Dudakların kıvrımlarına
Gizli bir ürkeklik oturur, adı hüzün
Son saatler, gün batımı misali
Gözbebeklerine ışık umuttur
Nasıl bir yalvarış yakalarsan
Minicik bir serçenin ürkekliğinde
Ellerini ister sevgili
Tut beni
Uçmak bir an şimdi, kelebekler gibi
Özgür bir maviye varmak
Sanki, pespembe ufkun mor menekşe açması
Leylak ve yasemin kokularından bir cennet gibi
Belki de baharın karşılanması…
İçim doludizgin bir kısrak şimdi
Dışım sakin ve berrak
Hayatı koklamak sorgular beni
Tomurcuklarımda Bibirosalar
Yarın hangi diyarlarda açacaklar kim bilir,
Bil ki sevgilim
Her yaprağının yer düşümünde gül kokacaklar…


Sürçü Lisan ettikse af ola
Bu gün Şubatın son günü Milenyum’dan altı geçti
Belki hep, belki yarım dolunay olmayacağım


3 Yorum, okuyunYorum yazınBağlantı

20.2.2006 - Çocuk doğurmanın dayanılmaz hafifliği,

Kategori: siir

 

Onları hor görmeyin

onlar binlerce cocuk sevgisiz ve onlara tek çare sevgimiz

onların annelerine ve babalarını da sevmeliyiz

biz sevgiyi her dem taze bir kahve, bazen de ilaç niyetine gerekirse içmeliyiz

Eğer amaliyatsa çare bütün cerrahlar el atmalı ve bütün yöneticileri ülkemin aşkı tatmalı...

 

BİTEN SEVGİYİ ÜLKEMİZDE ÇOĞALTMALIYIZ.

 

60'lı çocuklar sokaklardaydı ve bir boya sandığı vardı filmlerde, bir de klarnet çalardı çocuklar, üstü başı perişandı, bazen de bir rakkase kız olurlardı onlar, hala TV'lerde seyrediyoruz gölgelerini.

 

 

Çocuk doğurmanın dayanılmaz hafifliği,

ayşecik'ti adı,
küçük prenses hikayelerinden
bir ince mesajdı hayat
gösterilen filmlerden
artan kırpıntılardı geleceği
lüks bir hayat
peri dokunuşuyla gezgin
Sinderella'nın
kızkadeşleri gibi aptalların
küllerinden yaratılan dünyası
fakir ve sıradandı.
kadın olduğunda fabrikadaydı
kenar mahallesinde sehrin
çoluk çocuk içi içe
tarlaya ırgat gerek diyerek
çoğalan çocuklarından ülkenin
analar babalar tüketmişti
aslan asker kurşun asker
bu ülkede açmı var?
doğur Ayşecik başaka ne varki hayatta...
bir fabrikada bir de evde köle, yatakta dilbersin.
kocan isyan
köyde ağaoğlu ve ekmek evde
kahve, sehirde para kumar
çalışmak yakışır mı ona?
bekçi olmalı veya şoför havalı..
bir ekmek koyamayan sofraya avrat mı?
dayak Ayşe
cocuklar isyan ama yorgun ve perişan
bir tiner kokusuyla uçuşan kelebektiler gülücüklerinde
şiir mi? Şimdi
yoksa bir kıssadan hisse mi hayata dokunmak
ben diyeyim gökten üç elma düşmüş...
hepsi mafyaya
gerisi figüran.

Side/20.02.2006

yok Yorum, okuyunYorum yazınBağlantı

13.1.2006 - Sahillerinde güneşin kol gezdiği ülkede Bayram gezinmeleri...

Kategori: yazi

Güneşin ayazları unutturduğu bir doğada dünyanın her kesiminden Beatles gençlerini ısıtıyor Antalya… Şimdi kış.

Üstlerinde bir t-shirt ve bir kazak soğuk ülkelerini terk edip nefes almak ve gözlerini denizin mavi gümüşüne gömmek için buradalar insanlar.

Yüzlerindeki çizgiler bir zamanlar protesto ettikleri savaşların ve  aşkı yeniden anlatmalarının nedenlerini gösteriyor. Tatlı bir yumuşaklık ve acı bir tebessüm yüklüler.

Ellerinde kitapları yüreklerindeki geçmiş seneler ve yanlarında bazen özledikleri bazen de kaybettikleri sevgilerin yalnızlıklarında öylesine kumsalda yürüyorlar.

Güneşte soyunuyorlar, kimbilir belki de son güneşi bu yılın değecek vücutlarına. Belki de ruhlarında eski protestolarının hiçliğine üzülüyorlar. Güneşle ısıtıyorlar.

Yüzlerinde acı tebessümler yakalıyorum bazen, sanki suskun ruhlarını besliyor kış güneşi Akdeniz’in… Oysa benim kuşağımda da aynı duygular var. Banka kuyruklarında ve alamadıkları evlerin kiralarında akılları dolanıyorlar. Onların eksikleri sadece geleceğini düşündükleri meyveleriydi aslında. Yalnızlar bencillikleri aşıladığımız çocuklarından uzaklarda. Vermek  toplamak değildi oysa sevgi vardı bizim aile yapımızda. Şimdi hayranlıkla sevdikleri bu sevgi ülkesinin turistleri bilmezler ki kendilerinden daha yalnız ve sevgisiz bir neslin pençelerinde çırpınan yürekleri. Bilemezler.

Bahar mı? Yoksa kış mı? dedirtecek kadar deli havalarındayız aslında  buraların. Bir de ben deliyim. Uzaklarda yaşasak ta bildiğimiz gerçekleri taşımanın nostaljisinde eleleyiz aslında.

Savaşma seviş çığlıklarını unutan dünya politikacılarının bir zamanki ideallerine ihanetlerini izlemekteyiz.

Kandıramıyor zamanın değiştirdiği evrensellik kavramı bizi…  Çiğ geliyor ruhlarımıza. Konuşmasak da ayni dilleri, biz Beatles çocuklarıyız .

Yalnızlıklarımın en büyük sarsıntısını hissettirmemek için onlarlayım ve suskunum.

Yoksa bu dünya çok kalabalık ve bu şehir her gün karmaşasına küsüyor.

Ağlıyor dağlar, mor  görünümleri işte bu yüzden Antalya’da.

Tufanın güvercinleri uçuyor  Amara’nın koridorlarında. Her gün kaybolan su yollarının üstünden yürüyorum.

Dağların morlarını da çizmiş hastane duvarlarına beyaz güvercinlerini de uçurmuş sevgili Tufan ve sevgili eşi sebebi belli ölme zamanları yaklaşıyor bizim kuşağın, sanatçı yüreği bu, her gün bin yaprak dökülüyor çınar ağaçlarından geçmişlerimizin izlerine bakıyoruz. Bu ülkede kayıp yılların olmanın acılarını yaşan bizim gibiler artık yürüyorlar dağlarda.

Onca senenin duygularını taşımak hiç kolay değil, her birimiz hala yorgunuz aslında ve hala umutlarımız var üretkenliğimiz bundan, seslerimizi yazılara ya da resimlere vuruyoruz. Kalemlerimiz durmuyor bazen çizgi bazen duygu seslerimiz suskun ve sarhoş, kuşlar ölüyor.

Oysa uzak ve soğuk ülkelerden gelen yaşıtlarımız onca hüzünlerine rağmen

Beatles ve Bob Dylan  dinleyip dans ediyorlar. Çünkü onların ülkeleri onları seviyorlar. Ve geçmişi düşünme lüksünde tatildeler burada.

Bizi hiç sevmediler artık eminim, sevseydiler insan olduğumuzu ve bir sevgi dolu bakışa ve sırtımıza dokunuşa hasret olduğumuzu bilirlerdi. Hiç yüklerimizi taşıyan olmadı ki bizlerin, beli bükük seksenlikler olarak bitecek bir gün hayatımız.

İşte ben onun için hala sevgiyi yazıyorum. Zaman geç değil diyorum. Ruhumu genç tutup sevgimi besliyorum. Mutlu ihtiyarlar olamayacağımız günler için, sevgi biriktiriyorum. Belki bizden sonraki minikler sevgiyi yeniden keşfederler  şiirler ve resimleri anlar ve felsefenin yokluğundan körelmişlikleri yok ederler.

Aşk hür olsun ki sevginin bir banka hesabı olmadığını küçücük paralarla yaşanan mucize hayatların, aslında en büyük zenginlik olduğunu fark etsinler diye.

Sizi seviyorum insanlarım. Evrenselliğinizi unutturmayın. Biz asırlardır evrenseldik zaten. Bilinç altımızdaki vericilikte kalan miras aslında atalarımızdan asla pasiflik değil. Aldığımız terbiyenin pasiflik olmadığını sadece görgülü olmak olduğunu öğretmeliyiz. Silkelenmeliyiz yarı yoldakiler ve saygının değerini öğretmeliyiz.

Üretin üretebildiğiniz kadar. Yapacak çok şey var hala, o yüreklerde bizde var çok şükür.

 

Saksıda suladığım ve güneyin güneşiyle solmayan sardunyam seni sevmem bundandır. Hayat veriyorsun…

 

ANTALYA/2006 Ocak 12

1 Yorum, okuyunYorum yazınBağlantı

12.1.2006 - Doğmamış çocuklara şiirler 1

Siz miniciksiniz

geçmiş günlerin seslerinden size

Şarkılar söyleriz

Dertli dertli

Duygularımı

size sakladım cocuklar

Koyacak bir yer hiç bulamadım

Hep aradım derin bakışlarda ruhları geleceklerin

Bulamadım

Gördüklerim sadece patlamış mısırlar çilekli

Közlenmiş patates ruhum vardı benim

Sabırı öğreten bir anneanne

Oyuncak beklentilerimin noel babaları vardı

Ateşte çıtırdayan seslerin

Lezzetleri bahardı.

Siz miniciksiniz şimdi

Ekranda hayalleriniz

parmak temasında bahar

Biri yaz

Biri uzay ve belki lazer ışıklarındasınız

Haydi git bir çiçeğe dokun miniciğim

Senin için sanal bunlar

Size  kokularla birlikte ruhumu göndereceğim

Kaybolan şiirin satırlarından

Ruhumla size masalar anlatacağım

Dokun bir ağacın dallarına

Kurumasınlar.

Erik çiçekleri açmayı unutmasınlar…

 

 Antalya /2006 0cak

yok Yorum, okuyunYorum yazınBağlantı

12.1.2006 - Göklerin Altında İz

Kategori: siir

 Göklere yakınlaştığım bir teras katında

şiir yazdım bir gün

İlkti

saat ikiydi

Bin yıllık dostlarımı anımsadım

yolladım iki satır

sırtımda bir heybe duyguyu dağıttım

 

Gökyüzünde bin bir yıldızın parladığı altından bir deltaydı

Kuşların dönüşlerini izlerken sularda

saz sesleri ve teknelerin sessiz izleri benimleydi

 

Gece dipsiz bir kuyu olduğunda su

gök kırpılmış yıldızlarla dolardı

Parlardı alabildiğine ışık huzmeleri

yakamozlar sunardı su

Sabah serinliğine ıslanırdı

Aşk dolanırdı hissederdiniz

Buğusuyla gökyüzü ve deniz evlenirdi

ve altın ışıklar altın bir geçmişi kutsardı orada

Ben bir sihir bulmuştum

ismi Gökdeniz’di

 

İzinden martıların gittiği Caretta’ların uçtuğu bir sahilde

göklerindi deniz

sessizlikte sesti deniz

Dağlar, bayırlar ve insanlar

sazların arasından geçerken maviyi alırdılar

yeşile koyardılar

İşte başka bir sihir olurdu o an

Her şey turkuazlaşırdı

Bir Caretta havalanırdı gökyüzüne

ruhu gök

bedeni deniz

Yüzyıllardan beri

ağlardı kumlara

 

Sihir ışıktı orada ve suydu

köpüksü dalgalarda

Uzak diyarların sevgilisiydi Caretta’lar

Sessizlikle evlenmişti gelin yatakları

dağların arasındaydı gelecekleri

adı İztuzu

ruhu Gökdeniz

 

03.01.2006 / Antalya

yok Yorum, okuyunYorum yazınBağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

MorŞiir'den...

...Derin düşünme seansıdır bu anlar... Hayata dair, doğada gözlerden beynimize süzülen her ton mavi ve gidebildiğinizce derinliklere her ton daha mor... Mavi-mor bir nihavent şarkı gibidir Akdeniz ve sonbahar... Mor şiirler, mor şehirler, mor zamanlar...

MosMor

Şiddet ve Taciz!
Gönderilmemiş Mektuplar

Arkadaşlarım

KirliÇıkı
Bengisu Akbulut
anubiss
nimo
raciegi
hakan kartal
yunusegi
Canan